Zarifoğlu’nu Anarken

acz 2

Rahmetli Cahit Zarifoğlu ile yüzyüze görüşmek kısmet olmadı. Ne var ki aramızda “kalbden kalbe yol” vardı. Birbirimize selam gönderirdik. Görüşmemiz “münasip bir fırsat”a kalırdı. Sonunda “Kadrini seng-i musalla’da bilip”, ancak O’nu Ahiret Alemine uğurlayanlar arasına katılmak nasip oldu. Allah O’na rahmet etsin.

    Zarifoğlu, mümin şairlerden idi.Bir şairin san’atı; inancından bağımsız bir yargı konusudur. Şiir nesirden farklıdır ve şiirde diğer san’atlara benzemeyen, şairin ana dilinin sınırlarını şair olarak aşmasını oldukça zorlaştıran bir özellik olduğunu herkes bilir. Bir Alman bestecisinin, musiki üstadının meydana getirdiği eserden zevk alabilmek için Almanca bilmek gerekmez. Bir italyan ressamının resmi için de durum aynıdır. Buna karşılık; şiir dışındaki edebi eserler bile, o dili bilmeyenler için  ancak çevirmen aracılığıyla anlaşılabilirler. Çeviren kişinin ustalık derecesine göre de ana dillerindeki değerlerinden az çok birşeyler kaybedebilirler. Çevrilen şiire gelince, çeviri sırasında çok şey kaybetmeye mahkumdur. Bir şiiri yalnızca dile aktarmak hemen hemen imknsız bir iştir. Bir şiir; ana dilde sahip olduğu değerlerinden hiç bir şey kaybetmeden başka bir dile kolaylıkla aktarılabiliyorsa, belki de ana dilinde de düz yazıdan öte bir özelliği yoktur, gerçek şiir değildir.

 

»
    Şu halde gerçek şiir nedir? Her dönemde, basmakalıp “mazmunlar” vardır. Şiirde vezin ve kafiyeyi şart gören dönelerde sadece bu basmakalıp mazmunlar ile şiir yazılamaz, hiç değilse ölçü ve uyak ustalığı olmalıdır. Bugün olduğu gibi ölçü ve uyak aranmayan dönem ve çevrelerde ise iş daha da kolaylaşır, ardarda dizilen devrik ve yarım cümleler, hatta kelimeler içine o günün rayici olan mazmunlar serpiştirilir ve adına “şiir” denerek piyasaya sürülür.

»

    Oysagerçek şiir ile kalp şiir arasında mesela en azından Bach Musikisi ile “bilmem-ne metalci”lerin hurda ve teneke tıngırtıları arasındaki kadar fark olsa gerektir.şairin yalnızca güzel “imge”ler bulmuş olması yetmez. Bunları bir düz yazıda da kullanabilir. Nesri değil şiiri seçtiğine göre, şiirinde bir de dış ahenk omalı, kullandığı kelimelerin kulağa hoş gelen uyumunu sağlayabilmeli, “mısralarda şiir akımı geçirebilmeli”dir. Ayrıca, çağrışımlar ahengini de seçtiği kelimelerle sağlayabilmeli, okuyucu ile duygu iletişimi kurabilmelidir.

»

    Bunu yapabilen şair, şiire ulaşabilmiş demektir. Ancak, bu yargı sadece san’at açısındandır. Bir kimsenin “gerçek şiir”e ulaşabilmesi, onu sadece şair kılar, yoksa söylediklerinin ayrıca ahlaki açıdan da doğruluğunu göstermez. Şiirdeki söz büyüsü, diğer bir deyişle “sihr-i helal”; iyiye de kötüye de kullanılabilir.Bir  insanın “iyi”yi seçmiş olması nasıl estetik yargısı açısından san’atkar olmasını da mutlaka birlikte getirmez ise “şair” olmasıda mutlaka söylediklerinin ahlak veya gerçek yargısı açısından doğru ve iyi olmasını gerektirmez. Oysa sözlerini büyüsüne herkesden önce kendileri kapılan nice şairler vardır ki, sanatlarını bir büyülü kaval gibi kullanır, fare sürülerini peşlerinden helake sevkederler. Kur’an-ı Kerim “şiir”i kötülememiş, bu tür şairlere karşı bizi uyarmıştır. Mümin bir şairin elinde ise şiir bir cihat aracıdır. “Hayr”ı bırakıp “Şerr”e yönelme izni verilmiş degildir.

»

    Rahmetli Cahit Zarifoğlu’nun soyadında şairliğine ve estetik yargısına, önadında ise “Hayr”ı seçişine ve şiirini ahlak yargısının buyruğunda bilişine bir işaret görüyorum. İman ve ahlak yargısı olarak yolunu kesin olarak seçmişti. Türkçe’de hem ahenge ulaşmak hem de duygu iletişimini sağlamanın belki de en çetin bir şairlik görevi olduğu günümüzde, bir de buna “avucunda kor tutmayı” eklemişti.”Hal”ini iyiye  doğru sürekli yüceltirken, “şiir”ini de yeni “hal”ine uydurma savaşımında idi:

    Eski şairliklerim gitti gözümden
Gayridir başka bir hal kuşanıyorum.
(Kabul/Menziller)

    Bundan öte; çelebi ve zarif bir insan olarak bu kubbede hoş bir sada bırakmayı da bildiği anlaşılıyor. Ardından yazılanlar bunu gösteriyor.
Dünya hayatında kendisi ile görüşemedim.Nasip olursa ileride görüşürüz. Şimdilik O’nu rahmetle anıyor ve Sıraserviler’den Elmadağ’a gönderdiğim gibi Yakın Öteye bir selam gönderiyorum:
 Evvel giden ahbaba selam olsun erenler!

Hüseyin Hatemi

Mavera, CAHİT ZARİFOĞLU ÖZEL SAYISI, Eylül 1987

Bir önceki yazımız olan "Başımızın Üstüne Bir Çatı Çatmazsak" başlıklı makalemizde cahit zarifoğlu eserleri, cahit zarifoğlu hakkında yazılanlar ve cahit zarifoğlu mektupları hakkında bilgiler verilmektedir.

This entry was posted in Hakkında Yazılanlar and tagged , , , . Bookmark the permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>