Konuşmalar-2

acz 1

 

Edip Gönenç:İlginç ve kendine özgü yaklaşımları olan bir şair olarak karşılanıyorsunuz. Kendinizi gerçekten ilginç bir şair olarak görüyor musunuz?
Cahit Zarifoğlu: Hem de nasıl!         
GönençBiraz açıklar mısınız?
Zarifoğlu: Madem öyle, o halde tekrar başa dönelim. İlkin siz açıklayın, bakalım, nasıl ilginç, nasıl kendine özgü yaklaşımlar?
GönençMeselâ işte şimdi yaptığınız gibi, daha konuşmanın başındayız ve siz yer değiştirip röportajı kendine özgü ve ilginç bir maceraya sokuyorsunuz. Şöyle bir sorun daha olacak: Bir şair olarak sorumluluk çevrenizi belirlemeniz istense neler dersiniz?
Zarifoğlu: Her insanın bir sorumluluk çevresi var. Mafia babaları dâhil. Eh, bir şairin de olacak böyle bir duygusu. Ancak şairlikle ilgili bir sorumluluğu derinlemesine anlamış idrak etmiş değilim. Kendimi bildim bileli şiir yazıyorum. Baş işim olarak. Ancak çok tabii bir işleyişle. Belli düşüncelerle etrafını çevirerek bir yerlere yönlendirerek değil. buna rağmen bir sorumluluk vardır. Kendiliğinden. Bunu da eğilimlerimiz, dünyaya bakışımız belirliyor. Ancak şahsen bu belirlemenin bir filitreden, bir süzgeçten ibaret olduğunu söylemeliyim. Yani doğrudan şiire müdahaleleri yoktur. Aksi halde şiir tehlikeye girer. Bildiriye dönüşür.
GönençŞiirin şair için vazgeçilmez olduğu söyleniyor. Bu tutkuyu, bu vazgeçilmezliği nasıl değerlendiriyorsunuz? Şiirin olmadığı bir hayatı göze almanız istense anlaşma masasına oturur musunuz?
Zarifoğlu: Kim isteyecekmiş bunu benden?
Gönenç- Söz gelimi, yani böyle bir şey olsa.
Zarifoğlu: Meselâ şairin içinden gelse böyle bir istek. Artık şiir yazmayayım diye. Bilmiyorum şiir bir tutku mudur? Bir mecburiyet midir? Rilke genç bir şaire öyle demiş. “İçine sor, yazmaya mecbur muyum diye. Eğer öyleyse siz bir şairsiniz.” Böyle bir şey herhalde tereddüdü olanlar için. Nasıl başladığını, niçin başladığını bilmeden yazan ve böyle çeyrek asır geçiren biri ne demeli. Niçin şiir yazdın diye soracaklar, oda mecburdum diyecek. Kendi kendime soruyorum, niçin yazdım, bilmem. Peki yazacak mısın? Galiba. Bu defa neden? Bilmem. Ama dikkat ederseniz bütün bu bilmemler o gizli mecburiyetle birleşiveriyor. Bu karmaşık görünüşlü diyalogla o mecburiyetin öyle kesin ve bilinçli olmadığını söylemek istiyor olmalıyım. Sorumluluk diye tutturduğunuz şey de burayla ilintili. O muğlâk ama mevcut zorunluluğun, o mevcut ama muğlâk sorumluluğu. Şiir yazmadan yaşamaya gelince mümkün. Hastalıkların çocukların huylarını değiştirmesi gibi, bir ticârî hayata, politikaya atılmak gibidir, saha değiştirmekle şiir de kalabilir. Unutulabilir. İlkin iyi şiirler ortaya koymuş, kitap yayınlamış, sonrada mânâsız bir hayata dalmış insanlar az mı? Bir de daha anlamlı bir hayata başlayıp şiiri aşmış olmak var. Sevilen, bağlanılan, teslim olunan biri, sen yazma, konuş, ya da sus diyebilir. İşte o emir güzeldir, uyulur. Yeter mi?
GönençGaliba. Son zamanlarda ideoloji: sanat ikilemi üstüne fazlaca gürültüler koparıldı. Kimileri bunu ciddiye almadı, kimileri de konuya farklı bir aktivite katma yolunu aradı. Şiirlerine son zamanlarda izlenebilir seviyede ideolojik unsurlar ilâve eden biri olarak bu konuyu meselenin özüyle ilgili olduğu kadar kendi şiiriniz ve sanat anlayışınız bakımından nasıl değerlendirirsiniz?
Zarifoğlu: Bu soruyu sorumlulukla ilgili sorunuzda açıklamış gibiydik ama yine de tekrarlayabilirim. Şiir bildirileşmeden, şiir harcanmadan içine her şey koyabilirsin. İdeoloji, politika, ziraat, çerçilik, her ne olursa. Bir yasak yok ki. Fakat zannetmeyin ki bunlar keyfî oluyor. Bunlar şiire konabilir de yine de konulmaz. Bir Fuzûlî’nin niçin daha önce ya da daha sonra çıkmadığını, bir Bodler’in niçin Türkiye’de değil de Fransa’da çıktığını başka neyle açıklarsınız? Açık oldu mu?
Gönenç: Sanatkârların ürünleri olduğu kadar kendileri ve çalışma yöntemleri de bir ilgi sahası oluşturmaktadır. Nasıl çalışıyor ve yazıyorsunuz? Bir diğer ifade ile nasıl avlanıyorsunuz?
Zarifoğlu: Eskiden böyle soruları nasıl ilham geliyor diye sorarlardı. Şimdi avlanmak gibi çok ilgisiz bir kelimeyle soruyorlar. Demek ki kafalarda avcılıkta, ziraatla, ticarî işlerle gitgide mesafenin kapandığı düşünülüyor. Bence ilham önemlidir. Ama onun gelmesini beklemem. Çağırırım. Daha doğrusu onu ele geçirmiş gibiyim. Şiiri başka şeylere indirgemekte, başka bir şeyle onu açıklamakta fayda yok. Az önce şiirimde ideolojik unsurlar olduğunu söylemiştiniz. Öyle sanıyorum ki bunu kendimi zorlayarak yaptığımı düşünüyorsunuz. Öyle değil. Sanatkârın çağının insanı olması ile, sanatı birtakım ideolojilere alet etmeyi birbirine karıştırmamalı. Afganistan şiirleri yazdım. Hama diye bir şiir yazdım. Bunları ben yazmayacaktım da kim yazacaktı? Bazılarının zannettiği gibi bunlar sırf bir bildiri sunmak için yazılmadı. Bu olay benim şair kişiliğimde şiire dönüştü. Neyse bunları bırakalım, siz herhalde şiir yazarken benim Balzac gibi kafama sargılar doladığımı, bir dağ evine çekilmek, evden kaçmak gibi şeyleri mi öğrenmek istediniz. Böyle alışkanlıklarım yok.
GönençŞiire başlama hikâyeniz, özellikle hatıralarınızla birlikte nasıl oldu? İlk defa şair olduğunuzu ne zaman anladınız. Evet, ben şairim, sözünü ne zaman söyleyebildiniz kendinize?
Zarifoğlu: Şu lise lafından sinir olmasaydım o zamanlar başladım diyecektim. Çünkü herkes o zaman başlıyor. Bir bakıma okuma yazmayı öğrendiğimiz yıllar. Daha küçük yaşlarda da başladığımı söylesem kendimi harika çocuk ilan ettiğimi sanabilirler. Fakat şiire de o yaşlarda başlanıyor. Durmuş oturmuş bir adamın durup dururken şiire başladığı duyulmuş işitilmiş değil. Hatıralara gelince pek öyle bir hatıram yok. Onları bir ara Yaşamak adlı günlüklerde anlatmak istedim ama, okuyanlar bilirler, bunlara pek değinmedim.
GönençSanatkâr olarak sizi derinden etkileyen, kendiniz için bir keşif konusu saydığınız sanatkârlar olmuş mudur?  
Zarifoğlu: Şimdi belli bir sanatkâr ismi söyleyemem. Bizim şiire başladığımız yıllarda İkinci Yeni denilen şiir, en görkemli dönemini yaşıyordu. Zaten birden bire yaşadı ve bitti. Bazı yorumculara bakarsanız benim şiirimde o atmosferin etkisi varmış. Fakat o dönemden belli bir isim söyleyemediğim için üzgünüm. Haa bir de… Fakültede iken bir arkadaşım benim şiirimle Rilke’nin şiiri arasında ve yazıları arasında bir benzerlik olduğunu söylemişti. Buaklımda kaldı ve neden sonra Rilke’yi okudum. Kimlerden nasıl, keşfederek mi etmeden mi etkilendiğimi bilemem. Ancak şu kadar yıllık bir şiir serüveninden sonra şiirde bazı favorilerim var. Sevdiklerim anlamında. Buna sevdiğim şiirler demek daha da doğru olacak. Size inandırıcı gelirse bir şey itiraf edeyim. Ben doğru dürüst şiir de okuyamıyorum.
Gönenç: Sizin için ilk günden itibaren kendi sesini bulabilmiş nadir bir sanatkâr yorumları yapıldı. Sizin için etkilenmeden söz edebilir miyiz?
Zarifoğlu: Biraz önce söylediklerime rağmen mi bunu soruyorsunuz? Söylediğiniz tarzda yorumlar varsa, bunu açıklamakta onlara düşer. Öyle değil mi?
Gönenç: Ressamların otoportre çalışmaları var. Sanat eleştirmenleri bir şey diyor ama o da kendisi ile ilgili yorumda bulunuyor. Bir eskiz istiyoruz sizden., bir küçük otoportre denemesi…
Zarifoğlu: Amma dolambaçlı soruyorsunuz, benden kendimi anlatmamı istiyorsunuz. Yahut bu şekilde kendinize göre, ressamın kendi resmini yapmasına mukabil herhalde benden de kendimi anlatan bir şiir yazmamı istemiş oluyorsunuz. Ben zaten şiirlerimde ne yapıyorum ki.
Gönenç: Afedersiniz. Kendinizi anlatmanızı istemiştim…
Zarifoğlu: Anlatayım ama nasıl. Bir yerde çok titiz bir insanım, bir bakıma da hiç titiz değilim. Görünüşte bir düzensizlik içindeyim., ama yaptığım her şey zihnimde benim de şaştığım bir disiplin ve düzen içindedir. Şu masanın halini görüyorsun. Çekmeceler de öyle. Ama söyleyin bir şey onu gözüm kapalı çıkarayım. Hayatım da öyle. Bir telaş içinde parçalanmış gibiyim. Ama saati saatine programlanmışımdır. Şiiri de ne zaman yazacağımı biliyorum. Memur gibi durum bunu gerektiriyor.
Ezberimde hiçbir şiirim yok. Ama değil bir mısraım, bir kelimemi bile bir yerde görsem tanırım. Bu da bir yanım. Yoksa herkes mi böyle?
İşte kendimi anlatma babında iki şey. İstedikleriniz olmadı ama idare edin…
Gönenç: Son bir soru: Sizden sonraki kuşakla ilginiz nedir, İzliyor musunuz onları. Dergi çalışmaları açısından değil, bir sanat konusu olarak genç kuşakların çalışmasını nasıl buluyorsunuz?
Zarifoğlu: Ne hikmettir bilinmez, ben genç kuşağın yayınlanmış şiirlerinden çok yayınlanmamış şiirleriyle ilgilendim hep. Lütfen bu söylediklerimi ciddiye alın. Espri olsun diye söylemedim. Kendim için de öyle. Çıkacak şiirlere bakıyorum. İleriye dönük bir temenni, bir bekleyiş bu. Bunun dışında biraz önce genel olarak şiir okuyamadığımı söylemiştim. Gençlerin şiirleri için de aynı şey söz konusu. Ama özellikle onlara dönük bir olay değil bu. Buna rağmen, size tuhaf gelecek, onların neler yazdıklarını da biliyorum.

Cahit Zarifoğlu, Konuşmalar, s.39-43

Bir önceki yazımız olan Konuşmalar-1 başlıklı makalemizde cahit zarifoğlu, cahit zarifoğlu konuşmalar ve cahit zarifoğlu röportajı hakkında bilgiler verilmektedir.

This entry was posted in Özel Dosya. Bookmark the permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>